Türkü gözlüm


    Kar yagiyor türkü gözlüm
    Kar yagiyor buralara.
    Uzun hava agit gibi,
    Dökülüyor bulvarlara.
    Sen de gittin buralardan,
    Böyle bir karli havada.
    Okul bittikten sonra 95'in yilbasinda,
    Gelmis özlemistin beni,
    Sarilmistin hiçkirikla,
    Kar yagarken dilek tutmus,
    Kar yemistin avucumda.
    Nasil gittin türkü gözlüm,
    Mahzun kaldim buralarda.
    Gülüslerimiz geliyor,
    Agliyorum buralarda.
    
    Sen bir ögretmensin simdi,
    657 devlet memuru.
    Kit kanaat geçinirsin,
    Seni bekledigim gibi,
    Beklersin ay sonunu.
    
    Belki de evlisin simdi,
    Bunca yil geçti aradan.
    Sen beni unuttun belli,
    Türkü gözlüm çik hatrimdan.
    
    Oralara da kar yagar mi,
    Günes çikar mi ardindan?
    Saçaklardan su damlar mi,
    Su girer mi papucundan?
    
    Yokluk kötü türkü gözlüm,
    Yoklugun çikmaz aklimdan.
    Varlik güzel türkü gözlüm,
    Varligin yitti yanimdan.
    
    Okulun bittigi yil tayinin çikti doguya.
    Belki yazarsin diye,
    Bir kalem almistim sana.
    O kalemle mektup yazmis
    O kalemle aglamistin
    Ama o son mektubunda
    Sen ne kadar degismistin
    Sözlerinde degismisti
    Degistigin belliydi ki
    Kaleminde degismisti.
    
    Ah benim türkü gözlüm
    Ne oldu birden sana ?
    And içmistik gündüz gece
    And içmistik kopmamaya.
    Haci Bayram'da dua ettik
    Ayirmasin Allah diye...
    Bir fakire para verdik,
    Belki dua eder diye...
    
    Fakir mi dua etmedi,
    Sen mi yalanci çiktin
    O fakiri göremedim,
    Gelmedi namaz vakti.
    Çok oturdum musallada,
    Her tabutta kendim vardim,
    Dua ettim ardim sira...
    
    Simdi en arabesk duygularla
    Dudagimda o türkü,
    Yürüyorum bulvarlarda...
    Ellerim üsürken hep
    Ellerin gelir aklima.
    Yüregim agliyor simdi,
    Yaniyorum buralarda...
    Kar yagarken hazin hazin,
    Ölüyorum türkü gözlüm,
    Ölüyorum buralarda..

    Bedirhan Gökçe

ankara

Bedirhan Gökçe -

Ali Uluraspa'nın Ankara şiiri. Şiirin hikayesinden kısaca bahsedeyim ki daha anlamlı olsun.

Ali Uluraspa 28-29 yaşlarındayken Ebru Çelik isminde 16-17 yaşlarında sarı şaçlı yeşil gözlü gecekondu bir evde yaşayan bir kıza aşık olmuş ve uzun süre cesaret edemediği için kıza birşey söyleyememiş. Bir gün kız durakta otobüs beklerken kıza zar zor da olsa karşılık alma ümdiyle aşkını söylemiş. Kız olumsuz cevap vermiş ve tam da o esnada akşam ezanı okunmaya başlamış ( şiirde üzerine vurgu yapıldığı için ezandan özellikle bahsediyorum ). Ali Uluraspa yıkılmış tabii ve bu şiiri yazmış o kız için.


Ankara

Hey gidi ankara hey!
Beni de benzettin ya kendine!
Astın suratımı,resmileştirdin beni
Hey gidi ankara hey!
Beni de benzettin ya kendine
Yüzümde bürokrat gülümsemesi
İçimde politik çıkmazlar
Kaçıncı aşktı tattığım akşamlarında
Kızılay'da yürüyemeden elele ayrıldığım
Bir gecelik duygu esnemesinde
Yalnızlığımla kendimi evime attığım
Tadamadan mevsimlerini doya doya.

Kaybettim kendimi;
Herhangi bir sokağın,herhangi bir ayrımında
Geçerken ömrüm giriş katlarında
Üşüdüm,titredim;
Otuz yaşıma girerken bir yaz akşamında
Bekar evlerinin soluk aydılığında
Kötü alışkanlıklar edindim
Hiçbir kıza yalan söylemedim ankara
Ama bir ebruli akşamda
Ezan seslerine karıştı çığlıklarım
Oyalıyormuşum meğer kendimi geçici heveslerle
Kırçiçekleri açıverdi yüreğimde
Sen aşk de buna,ben çıkmaz sokak
Ankara!

Delik olan cebime koyacaktım tüm hüzünleri
Yine şiirler çalıp;
Şairlerin soluk nefesli kitaplarından
Şarkılar,şarkılar düzecektim ona
Ve ankara;
Çelik renkli gecelerine dağıttığım aşklarımdan
Taç yapacaktım sarı saçlarına
Gözlerindeki yeşilden sürecektim antik yalnızlığıma
İkimizinde paylaşak birşeyi olacaktı hayatta
Anlarsın ya!sen ankara,ben ve o...
Üç kişilik bir dünya kuracaktık
Gözyaşlarının kahkahaya karıştığı şu dünyada;
Duygu sevinecekti
Telefon edip zeynep'e
"Evleniyormuş" diyecekti

Frekansını yakalamışken tam da mutluluğunun,
Çankaya'dan bir rüzgar esti.
Kıskandın ya bizi! Helal olsun sana
Şu ölümlü dünyada kendin gibi bir dünya görmeden
Boğacaksın öyle mi kalabalık kaldırımlarında beni?
Hüzne doyacağım öyle mi?
Senin gibi gecekondularında
Benim gibi bozkır çocuğu

Meram akşamlarında;
Çiçeklerin nasıl olgunlaştığını bilirim ben
Çözmüşken tam da şifresini hayatın
Korkma ankara,korkma!
Yazılmamış bir şiirin okundukça çoğalan ilk kelimesinde
Akıp giderken kaderimiz iki ayrı yöne
Mutlak buluşacak vuslat denizinde
Ankara korkma!
Okuduğu duaları anamın ikimizide kurtaracak
Hiç ummadığın birgünde
Şöyle güneş burcundayken sevinçlerin
Sen bana alışacaksın bende sana...
Ankara


Ali Uluraspa

    Bedirhan Gökçe

GENÇLİĞE HİTABE

GENÇLİĞE HİTABE


Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!"

şuurunda bir gençlik...
Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre...
Birincisi iki buçuk asır...

 Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet...İkincisi üç asır...

 Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet..
Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'an'ında

"belhümadal - hayvandan aşağı"

dediği cücetaklitçilere ve batı dünyasına esaret...
Ya dördüncüsü ?... Son yarım asır!..

İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle,

 madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında

ebedi helake mahkumiyet...

 İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören...

Bunları,yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık,

çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür

diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi...

 Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni

 bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...
Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle

bütün "dikey"leri "ya tay" hale getirecek bir çığlık kopararak

"mukaddes emaneti ne yaptınız?"

diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
Dininin, dilinin beyninin, ilminin, ırzının,evinin,

kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik...
Halka değil, Hakka inanan,

 meclisinin duvarında "Hakimiyet Hakkındır"

 düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan

ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik...
Emekçiye "Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar

 sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın.!

Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla,

kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan

 daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta

başı boş bırakılamazsın!" diyecek...
Kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resul emrini

kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça

serbest nefes bile alamazsın!" ihtarını edecek...
Kökü ezelde ve dalıi ebedde bir sistemin, aşkına,vecdine,

diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...
Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan

ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa

çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı,

Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı

adamında bulduğunu sandığı şeyi,

o mübarek oluş sırrını,her sistem ve mez hebe ortada

 ne kadar illet varsa devasının

 ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin,

İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna,

 İslâm âlemine ve bütüıı insanlığa model teşkil edecek bir gençlik...
"Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan

fert fert "ben varım!" cevabını verici,

 her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!"

fikrini besleyici bir dâva ahlakına kaynak bir gençlik...
Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi

cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette usule,

stratejiye uygun bir gençlik...
Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle zifiri karanlıkta,

ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin;

ve gerçek kahramanlık madeniyle sahtesini ayırdetmekte

kuyumcu ustası bir gençlik...
Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü,

yalancı ders kitabı,dema gog politikacısı,çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı,takma diş fabrikası,

 fuhuş albümü gazetesi,mümin zindanı mâbedi,

temeli yıkık ailesi, hasılı kendisini yetiştirecek

bütün cemiyet müesseselerinden

aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek,

kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar

nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı

içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik...
Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa,

gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini

 beğenmeyecek, onlara "siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş

marka müslümanlarısınız !

Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden

hiçbiri başımıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek

 müslümanlığın "na sıl" ını ve "ne idüğü" nü

her haliyle gösterecek bir gençlik...
Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu ,

hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezâyı bütün yıldızlariyle

 manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak,

ve O'ndan başka hiçbir tutamak,dayanak, sığınak

 tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur

farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir genç lik...
İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum.

Şekillenmesi,billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbazlık kodamanların viski çektiği kamış borularla kalemime

ciğerîmden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve

zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında,

uykusuz,su suz, ekmeksiz,başımı secdeye mıhlayıp bir ömür

 Allaha hamd etme makamındayım.
Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur:
Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken,

 Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da

gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil!

Allahın selâmı üzerine oIsun...

Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..


Necip Fazıl KISAKÜREK

hoş geldin

Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi

Her gün bir yere
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş

Dünle beraber
Gitti cancağızım

Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım


Hz.Mevlana Celaleddin Rumi

Hoş geldin!
Kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun…
Hoş geldin!
Ayrılık uzun sürdü.
Özledik.
Gözledik…
Hoş geldin!
Biz
bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta…
Hoş geldin.
Yerin hazır.
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok.
YÜRÜYELİM…..
 
Nazım  Hikmet

 

ne yapmalı

mona Roza

Karakutu Yazılar: Mona Roza bulundu! Sadece Karakutu açıklıyor!
Tarih: 08.01.2007 Saat: 00:53 Gönderen: karakutu

 


Karakutu.com “Mona Roza” efsanesini tüm ayrıntılarıyla ortaya çıkardı. 50 yıldan beri dillerde dolaşan “Mona Roza” şiirinin yazıldığı Muazzez Akkaya, meraklıları için bir sırdı. Geçtiğimiz günlerde Ahmet Hakan tarafından Muazzez Akkaya’nın hayatta olduğuna dair kaleme alınan yazı, edebiyat camiasında tartışma konusu olmuştu. Karakutu.com editörleri ise “Mona Roza” efsanesine ilişkin gerçek bilgilere ulaşarak tartışmalara son noktayı koydu. Elimizdeki bu belgeleri, hiçbir yorum yapmadan, kaynaklardaki metinlerin de aslını değiştirmeden okurlarımızla paylaşıyoruz.

Aslı astarı olmayan, hakkında pek çok hikâye uydurulan ve hatta intihar ettiği rivayet edilen Muazzez Akkaya kimdir?



Muazzez Akkaya
Fakülte Numarası: 278



Orta okul mezunu memurlardan Hamid Akkaya ile Fitnat Hanım’ın kızıdır. 1930’da Geyve’de doğdu. 1949’da Kandilli Kız Lisesi’ni “Pekiyi” derecede bitirdi. S.B.F.’nden mezuniyetini müteakıb, Maliye Bakanlığı stajyer Memurluğuna tayin edilerek Devlet hizmetine girdi. Nisan 1955’te Karayolları Genel Müdirliği, Ağustos 1955’te tekrar Maliye Bakanlığı, Mart 1957’de Devlet Su İşleri Gn. Müdirliği Teşkilatlarında Memurluklara girdi. Bu arada Ankara Hukuk Fakültesi’nde fark sınavı verip sertifika aldığından, Ocak 1960’da Maliye Bakanlığı Hazine Avukat stajyerliğine, sonra Avukatlığına getirildi. Eylül 1964’de Eşi Orhan Giray’ın Tel-Aviv Mali Müşavirliğine nakli üzerine memuriyetten ayrılıp Tel-Aviv’e gitdi. 1967’de yine eşiyle birlikte Yurd’a dönüp avukatlığa başladı. Halen (Mart 1970) Ankara Barosu’na kayıldı avukatlık yapmaktadır. 7 Kasım 1958 Cuma günü S.B.O. 1944 yılı (2602 Sıra Numaralı) mezunlarından Orhan Giray ile evlendi; 9.6.1959 doğumlu Ayşegül Giray, 24.3.1961 doğumlu Ela Meral Giray adlarında 2 kızı ile 4.4.1967 doğumlu İhsan adında 1 oğlu vardır (1970). İngilizce bilmektedir.



Mülkiye hayatına aid bir hatırasını şöyle kaleme almıştır: “Fakülte’ye, daha doğrusu Mülkiye Mektebi’ne ilk yatılı kız talebe olarak girme şansı bana isabet etmişdi. Fakat o zamana kadar böyle bir ihtimal vuku bulmadığından S.B.O. müdiri Fethi Çelikbaş: “Mekteb yatakhanesinde kız talebenin yatması için müsaid yer olmadığını, ancak istediğim takdirde sadece talebeye verilen yıllık palto hakkından istifade edebileceğimi, bu takdirde de mecburi hizmet mükellefiyetine tabi tutulacağımı” beyan ettiler. Tabi kabul etmedim. Altı ay sonra Mekteb Fakülte oldu ve ben de diğer talebeyle birlikde burs almağa başladım.

Birinci Sınıfta kız talebe olarak sadece iki kişi idik. Bütün Fakülte’deki kız talebelerin sayısı sekiz idi. İkimiz de o zamana kadar erkek talebeyle bir arada okumamış olduğumuz için gaayet sıkılgandık. Bu durum Anayasa Profesörümüz Bülend Nuri Esen’in gözünden kaçmamış olacak ki, Sınıfda bir münazara tertiblemeğe karar verdi ve ikimizi karşılıklı guruplara dahil etdi. Münazara günü geldiğinde, sadece kendi sınıf arkadaşlarımız önünde konuşmamıza rağmen o kadar heyecanlanmışdık ki sonradan Hocamızın da tasvir ettiği şekilde, sapır sapır titremişdik. Ben konuşmamı yaparken sadece Hoca’ya dönerek konuşuyordum. Hocamın: “Sınıfa dönerek konuşmam” hususundaki ihtarı üzerine Sınıfa döndüğümde bütün arkadaşların bize dön şeklindeki kol işaretlerini görünce yeniden Hocaya dönüp anlatmağa başladım. Bu münazara sıkılganlığımızı atmamızda ilk adım oldu. Üçüncü Sınıfda iken Siyasal Bilgiler Fakültesi ile Hukuk Fakültesi Kız Talebeleri arasında tertiblediğimiz münazara sebebiyle, Hukuk Fakültesinin hıncahınç dolu salonunda konuşurken, eski sıkılganlığımın onda birini hissetmediğimi söyleyebilirim.”


***

Mona Roza’nın şairi Sezai Karakoç kimdir?

Sezai Karakoç
Fakülte Numarası: 412



Yasin Karakoç ile Emine Hanım’ın oğludur. 1933’te Ergani’de doğdu. 1950’de Gaazi Anteb Lisesi’ni bitirdi. S.B.F’nden mezuniyetini müteakıb, 30.11.1955’te Maliye Bakanlığı stajyer memurluğuna tayin edilerek Devlet hizmetine girdi. 11.1.1956’da, açılan sınavı kazanıp, Maliye Müfettiş Muavinliğine atandı. 3.2.1959’da Gelirler Kontrolörlüğü’ne nakledildi. 1.7.1960’da silah altına alındı; 30.12.1961’de yedek teğmen rütbesiyle terhis edildi ve Gelirler Kontrolörlüğüne döndü. 21.6.1965’te görevinden ve memuriyetten istifaen ayrıldı. Tamamen yazarlık ile uğraşmaya başladı. Bir süre Yeni İstanbul Gazetesi’nde fıkra yazarlığı yapdı. 1955’de “Şiir Sanatı”, 1961’de “Diriliş” adlarında 2 dergi çıkardı. Her ikisi de ikişer sayı çıktıktan sonra kapandı. 1966’da “Diriliş Dergisi”ni yeniden yayınlamaya başladı. Bundan sonraki durumuna dair yapılan bütün araştırma ve soruşturmalardan olumlu bir sonuç alınamadı. Elde edilen bir posta kutusu adresine gönderilen 5 mektuba da cevap vermek nezaketini ve izanını göstermedi.

Prof. Mehmed Kaplan, hakkında şunları yazmışdır: “O’nu umumi bir ideoloji veya temayüle bağlamak istersek; Dindar ve muhafazakar zümreye sokabiliriz. Karakoç, Cumhuriyet Devri’nde birbiriyle çatışan (sağ-sol) iki asli temayül’ün ikisinden de ayrı, kendisine has bir yol tutmuştur.”

Cemal Süreya: “Karakoç, Hayber’i (kalesini) yer altı sularıyle kuşatmak istiyor. Bunu yaparken Kale’nin etrafındaki hendeğin sularından da yararlanıyor.”

Ece Ayhan: “Sezai’de bir düş kamerasıyle çekilmiş izlenimi veren imajlar daha başat’dır.”

Rasim Özdenören: “..O, şiirimizde yeni bir mistisizm’in habercisi olarak geliyor.”
demektedirler.


***

Bir diğer kaynakta ise “Mona Roza” şiiri ve Sezai Karakoç hakkında şu ifadeler geçmektedir.

“Çaylardan gözümüzü açamıyoruz. Millet eğlencede. Günler – Geceler, Konserler gırla gidiyor. Nejat yine bir şiir gecesi tertipledi. Biz şiirden anlayanların geleceğini sanmıştık. Yanılmışız. Mona Roza bilmecesi çözülür gibi oldu ama, adamlarda zevk yok ki gürültüye boğdular.

Kalemini eline alan birşeyler yazmaya başladı. Şahane muharrir – şairlerle doldu gitti! Ahmet Çimen korse hikayesini tamamlamış. Daha dün anlatıyordu. Azizim, diyordu, “Hikayemin en hoş yeri korsesine – pardon sütyenine – adamın titreyen ellerini dokundurduğu andı. Kadının “yapma”diye utangaçlık göstermesinde bir ilahiyet vardır. Ben o satırları nı okuyunca ölüyorum vallahi; evlenmek istiyormuş, kız arıyormuş. Hasan Basri forsunu kaybetti. Güya arkadaşları kendisine oyun oynamışlarmış. Alp bir ukalalaştı, bir ukalalaştı görme. Hürmeti, nezaketi unutmuş. Burs alıyor da ondan. Aşıkmış. Olur ya, sinek nereye desen konar. Sezai nihayet beklendiği halde bir türlü yapamadığı garip seyahatini geçen gün adeti üzerine aniden yaptı. Sabahleyin kendisiyle konuşmuştum. Akşama tiyatro için sözleşmiştik. Öğleden sonra uçmuş. Öğrendik ki iki ay gelmeyecekmiş. Üç gün sonra bir de baktık ki karşımızda.

Sümer Kalaç bu sene bir alem. Esaretten kurtulmuş olacak ki ara mektebe gelmez oldu. Gelince de arka sıralarda oturuyor. Yıldız, Şükran falan erkek arkadaşlarından korkuyorlarmış. Üçten Muazzez, Şükran biraz açıldılar. Gönül Davran yine kendi aleminde. Hukuktan biriyle evlenecekmiş. İnşallah. Öbür Suzan Figaro Enstütisüne devam ediyormuş, vücut güzelliği müsabakasına girip kazanacağım diyormuş.”

* * *

Muazzez Akkaya ile Sezai Karakoç aynı karede!


Ve işte en meşhur Akrostiş Şiir "Mona Roza"
 

* * *

MONA ROZA

Mona Roza, siyah güller, ak güller

Geyvenin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Ah, senin yüzünden kana batacak

Mona Roza siyah güller, ak güller



Ulur aya karşı kirli çakallar

Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa

Mona Roza, bugün bende bir hal var

Yağmur iğri iğri düşer toprağa

Ulur aya karşı kirli çakallar


Açma pencereni perdeleri çek

Mona Roza seni görmemeliyim

Bir bakışın ölmem için yetecek

Anla Mona Roza, ben bir deliyim

Açma pencereni perdeleri çek...


Zeytin ağaçları söğüt gölgesi

Bende çıkar güneş aydınlığa

Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi

Seni hatırlatıyor her zaman bana

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi


Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ve vardır her vahşi çiçekte gurur

Bir mumun ardında bekleyen rüzgar

Işıksız ruhumu sallar da durur

Zambaklar en ıssız yerlerde açar


Ellerin ellerin ve parmakların

Bir nar çiçeğini eziyor gibi

Ellerinden belli oluyor bir kadın

Denizin dibinde geziyor gibi

Ellerin ellerin ve parmakların


Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Saat onikidir söndü lambalar

Uyu da turnalar girsin rüyana

Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona


Akşamları gelir incir kuşları

Konar bahçenin incirlerine

Kiminin rengi ak, kimisi sarı

Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine

Akşamları gelir incir kuşları


Ki ben Mona Roza bulurum seni

İncir kuşlarının bakışlarında

Hayatla doldurur bu boş yelkeni

O masum bakışlar su kenarında

Ki ben Mona Roza bulurum seni


Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Henüz dinlemedin benden türküler

Benim aşkım sığmaz öyle her saza

En güzel şarkıyı bir kurşun söyler

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza


Artık inan bana muhacir kızı

Dinle ve kabul et itirafımı

Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı

Alev alev sardı her tarafımı

Artık inan bana muhacir kızı


Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Meyvalar sabırla olgunlaşırmış

Bir gün gözlerimin ta içine bak

Anlarsın ölüler niçin yaşarmış

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak


Altın bilezikler o kokulu ten

Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne

Bir tüy ki can verir bir gülümsesen

Bir tüy ki kapalı gece ve güne

Altın bilezikler o kokulu ten


Mona Roza siyah güller, ak güller

Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!

Mona Roza siyah güller, ak güller


Sezai Karakoç

* * *

Yazıdaki imla yanlışları aslına sadık kalınarak düzeltilmemiştir.

Yayınladığımız belgelerin her hakkı saklıdır. Karakutu.com kaynağı gösterilmeden aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Katkılarından dolayı değerli üyemiz fadim’e teşekkür ederiz.

www.karakutu.com

 

resim

Kapat

limit sezen




--> Tamamı

en iyisi ol

Kapat

yılın en iyi siteleri

amazon mp3 blogtalkradio emusic finetune iLike iTunes LastFm Live365Com Pandora Zune Firefox Google Reader iGoogle ie7 iPhone MaxthonBrowser MyYahoo Opera Safari Windows Live amazon craigslist ebay etsy google adwords kayak paypal woot yahoo shop zillow aim gmail ichat meebo winlivemes oovoo pidgin skype winlivehom yahmail 30box basecamp googcal googdocs iwantsan micofflive mint remmilk yahcal zoho dotmac blogger drupal flickr fotoflex phobuck twitter wordpress worth1000 answersc ask google googeart googmaps hakia livesea wikia wikipedia yahoo bebo deviantart facebook friendst gaiaon googgroups livejournal myspace stardol yahoogroup amazos3 bittorrent boxnet logmein opendns openid pando sharefil yahbrief yousendit amaunbo fixmymov joost miro netflix ustream veodia vimeo voicethread youtube